"Seçim, yeni gelen neslin sekülerleştiğini gösteriyor"

  • 10 Apr, 2019 - 09:28

Yeni Şafak Yazarı Özlem Albayrak, büyükşehirlerdeki seçim sonuçlarını yeni neslin yaşlı kuşaklarla aralarındaki makasın açılmasına bağladı.

Ak Parti seçmenindeki dönüşüm

Geçtiğimiz hafta, 31 Mart seçimlerini adaylar ve partiler nezdinde bakan iki yazı yazmıştım, bu hafta da değişen ve dönüşen seçmen kitlesi hakkında değerlendirme yapmak isterim. Zira, Cumhur İttifakı hala seçimleri açık ara önde bitiriyor olsa da, 31 Mart’ın Büyükşehirlerdeki sonuçlarına baktığımızda seçmenin oy verme davranışında hafif bir evrilmenin sözkonusu olduğunu görebiliyoruz artık. AK Parti, Ankara, Antalya ve Bolu gibi şehirlerin yönetimini CHP’ye bırakmak zorunda kaldı, İstanbul’da sonuçlar hala tartışmalı ama aradaki fark hiçbir zaman 15 binlere düşmemişti. İstanbul hep cepteydi.

Çok önemli büyükşehirlerin kaybedilmesinin sebebini AK Parti’den öncesini bilmeyen genç seçmenin, belki biraz da macera arayışıyla CHP’ye kaymasına bağlıyor bazı analistler. Doğrudur, AK Parti öncesi Ankara ve İstanbul hakkında hiçbir fikri olmayan, suların hep aktığını, çöplerin hep toplandığını, yolların hep yenilendiğini, her mahallede bulunan çiçeklendirilmiş, ağaçlandırılmış parkların bundan 20 yıl önce de orada olduğunu sanmaları ve “bundan daha iyisi olabilir mi” hayaline kapılmış olmaları olası.

Öte yandan bu argüman durumu açıklamaya yetmiyor; zira bu gençlerin sadece siyasi görüş olarak değil, yaşam tarzı olarak da ailelerindeki yaşlı kuşaklarla aralarındaki makasın yılbeyıl açıldığını çıplak gözle bile görebiliyoruz. Mesele yani siyasi olmaktan çok toplumsal, uzun süredir bu konuya dikkat çekmeye çalışan yazılar da yazılıyor ve bazıları bu durumu “deizm” olarak tanımlıyor; benim tespitim sekülerleşme.

İddia edilenin aksine Türkiye’de dindarlaşma hele de modern kentlerde, metropollerde giderek düşerken, sekülerleşme yükseliyor; bu durum elbette daha yaşlı kuşakları da dönüştürüyor ama en hızlı ve keskin etkisini gençler üzerinde gösteriyor; üstelik bunun herhangi bir şekilde tersine çevrilebilirliği de mümkün değil. Suyun tersine akması nasıl sağlanamazsa, toplumsal evrilmeleri de geriye döndürmek -bence- imkansızdır.

Neden sekülerleşiyoruz sorusuna gelince; öncelikle şunu ifade etmek gerek, sekülerlik pek çok kişinin zannettiği üzere dinsizlik anlamına gelmez; dindarlık sonrası bir toplumu işaret eder, dinin sivil alandan yavaş yavaş çıkmaya başlamasının adıdır sekülerlik. Ama elbette sekülerlik, tek başına ve elini kolunu sallayarak dindar toplumların içine sızmıyor. Kendisine eşlik eden modernleşme ve kentleşme süreçleriyle birlikte meselenin ekonomik yönü var ve hepsi toplu bir paket olarak geliyor.

AK Parti’nin neden Anadolu’da, görece küçük yerleşim birimlerinde yerini korur ve hatta hizmet götürdüğü Güneydoğu’daki Kürt vatandaşlardan ciddi oranda teveccüh görürken, büyük kentlerde açık bir şekilde gerilediği sorusunun cevabı tam da burada. Çünkü büyük şehirler Türkiye’de kitlelerin modern yaşamlar sürdüğü yerler, modernizmle birlikte şehir hayatının dağdağası içinde dönüp duran dindarlar; hafta içi ve hafta sonları hayatını dine göre tanzim etmeyen kitlelerden hiç de farklı olmayan rutinleri tekrarlıyorlar. Bir yandan Oruç gibi, Cuma namazı gibi ibadetlerini yerine getirirken ve bunları yapmaklıktan dolayı kendini hala “dindar” sayarken, bir yandan da kararlarını din dışı saiklerle alıp hayatlarını din dışı bir çerçevede yaşayarak dinin hükümlerini günlük hayatından çıkarmış oluyorlar. Yaşam tarzı olarak -belki içki dışında- herhangi bir CHP seçmeninden farklı yaşamıyor, CHP seçmenini de eskiden olduğu gibi “anlaşılamaz, herhangi bir ünsiyet kurulamaz” birer öteki olarak görmüyorlar. Şehirli muhafazakarlar, değişime daha açık hale geliyorlar yani.

İşin toplumsal tarafı böyleyken, ekonomik tarafı da bu durumu destekliyor. Bendeniz, AK Parti’nin büyükşehirlerde kaybetmesinin nedenini patates-soğan fiyatları, hayat pahalılığı olarak görmüyorum; o eski inat yok sadece. Aksine AK Parti döneminde, daha önceki o derin ve kesif yoksulluğun peyderpey bitirildiğini, sadece bir kısım elitlere sağlanan ayrıcalıkların hele de büyük şehirlerde tüm periferiye yaygınlaştırıldığını düşünüyorum. Son 17 yılda, sosyal harcamalar, toplumun tüm dezavanajlı kesimlerine dek genişletildi ve demokratikleştirildi. Evde bakılanlara ayrılan ödeneklerden tutun da, yaşlılık aylığına, engelli maaşlarına dek… Bırakın hemen her mahalleye dikilen olimpik havuzlu kocaman spor tesislerini; eskiden merkezde yaşamıyorsa insan, lambaları bile yanmayan sokaklardan, çamur deryalarından sekerek eve nasıl ulaşacağını düşünürdü. Kadınların gece sokağa çıkmalarını engelleyen faktörlerden biri de bu tür güvenlik şartlarıydı.

Ama gelinen noktada refah toplumunun (Türkiye modeli diyebiliriz buna) yavaş yavaş ortaya çıktığını ve modernleşme ile sekülerleşmenin de bu ekonomik yükselmeye eşlik ederek başını kaldırdığını, toplumu az ya da çok oranda dönüştürmeye başladığını artık görmek gerekiyor. Fakat bunları söylemem, kentli muhafazakar kitleleri “nankörler” olarak sıfatlandırdığım anlamına gelmesin, zira yapmaya çalıştığım şey suçlu aramak değil; toplumu “görebilmek”, gördüklerimi de -elimden geldiğince- aktarabilmek.

Dönüşüm yani; refaha ulaşmakla, yaşam tarzı ve öncelikleri değişmekle ve hala dindar olduğunu düşünüp giderek sekülerleşmekle oluyor, ağır ağır oluyor ama oluyor. Buna; “Kur’an da okuyabilen sağcı görünümlü hybrid CHP adayı” eklenince, biraz da patates pahalanınca muhafazakar şehirlinin AK Parti’den vazgeçmesi kolaylaşıyor, mührü CHP adayına basarkan eli titremiyor. Ben şaşırmıyorum. (Yenişafak)

Benzer Haberler