Bir Avrupa İslam’ı mümkün mü?

  • 01 Aug, 2019 - 11:56

Ahvalnews'ten Gökhan Bacık'ın "Mesela önümüzdeki 50 yahut 100 yıllık süreç içinde bir Avrupa İslam’ının doğuşuna şahitlik edecek miyiz?" sorusuyla kaleme aldığı ve "Avrupa İslamı"nın karşılacağı sorunları ele aldığı iligili yazısını alıntılıyoruz:

"Parti, cemaat ve tarikat fark etmeksizin örneğin Türkiye’nin uzantısı olan gettolar, kendilerini Anadolu tipi olarak yeniden inşa ediyor. Bu inşa sürecinde asla bir Avrupa İslam’ı hedefi yok. Aksine, Anadolu’dan gelen vasat belki bir kasaba müftü yardımcısı düzeyinde Sünniliğin didaktik tekrarını yapan kişiler, Avrupa’daki Müslümanlar için İslam’ı yorumluyor. Hal böyle olunca önemli bir sorun da entelektüel sefalet. İslamcıların, tarikatların ve cemaatlerin dini yorumunu etkileyen kişilerin çoğunun Avrupa kültürü ve entelektüel hayatı ile ilgisi bile yok. Zaten bu kişilerin amacı takipçilerini bir arada grup disiplini içinde tutmaktan ibaret..."

Avrupa İslam’ı özellikle Batı Avrupa’da yaşayan Müslümanların batılı toplumlarla bir senteze girerek yeni bir İslami sosyoloji hatta dini yorum üretecekleri beklentisine dayanıyor.

Buna göre Avrupa’da yaşayan Müslümanlar, daha bireyci, kadın konusunda daha eşitlikçi kısacası daha modern ve çağdaş bir İslami yorum ortaya koyacaklardır.

Bu ümit bazen öyle bir noktaya varıyor ki Ortadoğu’da yaşayan kimi Müslümanlar bile İslam dünyasının sorunlarının çözümünde ortaya çıkacak bir Avrupa İslam’ının kendilerine liderlik edebileceğine inanıyor.

Peki, bu mümkün mü? Mesela önümüzdeki 50 yahut 100 yıllık süreç içinde bu beklentileri tatmin edecek bir Avrupa İslam’ının doğuşuna şahitlik edecek miyiz?

Üç yılı aşkın süredir yaşadığım Avrupa’da edindiğim izlenimlerin penceresinden bakarsak bir Avrupa İslam’ı düşüncesi tamamen hayali bir kurgu dahası perde arkasında Avrupa’da Müslümanları örgütleyen partilerin, cemaatlerin ve tarikatların aslında bal gibi ülkelerinden getirdiği modası geçmiş İslam yorumunu Avrupa’ya dayatırken kullandıkları taktiksel bir söylem.

İlk olarak, Avrupa İslam’ı, İslam dininin Avrupa toplumu ve kültürüne göre yeniden yorumlanması demek. Bu fıkhın hatta kelamın bazı konularının Avrupa’daki hayata göre gözden geçirilmesi demek.

Tarihsel olarak bakarsak Arap kültür havzasının ürettiği Eşarilik karşısında örneğin Maveraünnehir’de oluşan Hanefi-Maturidi yorum buna bir örnektir. Tıpkı bunun gibi Avrupa kültürüne ve düşünce tarihine paralel bir İslami yorum üretmek mümkün olur mu?

Günümüzde manzara şudur: Ortadoğu’dan ve diğer yerlerden gelen Müslümanlar beraberlerinde getirdikleri yorumu Avrupa’da ısrarla devam ettirmeyi bir namus meselesi olarak görüyor.

Bırakın bu dini yorumu Avrupa’ya göre güncellemeyi, bütün Avrupa’yı bu yoruma göre İslamileştirmek gibi çılgınca bir düşünceye saplanılmış durumdalar.

Halbuki ülkelerinden getirdikleri demode olmuş İslam yorumunun Avrupa’da karşılık görmesine imkan yok. Dahası bu çağdışı yorum, Müslümanların Avrupa’da gettolaşmasına yol açıyor.

Şunu açıkça yazmak gerekiyor: Avrupa’da Müslümanların gettolarda yaşamak zorunda kalmasının bir nedeni de İslam’ı yorumlama ve yaşama biçimleri. Bu dini yorum ve pratik ile Avrupa halklarına karışmak ihtimali sıfırdır.

Çünkü Mısırlıların Mısır’dan Türklerin Türkiye’den getirdiği dini anlayış ile Avrupa halkları ile kaynaşmak, onlarla oturup eğlenmek, pikniğe gitmek ve daha pek çok şeyi yapmak mümkün değil.

Zaten bugün Avrupa’da Müslüman gruplar diğer insanlarla kaynaşamıyor ancak tören sosyolojisi diyebileceğimiz bir çerçevede yani toplantılarda, iftarlarda yahut benzer başka faaliyetlerde bir araya gelebiliyor. Halbuki törensel ilişkiler de gettolaşmanın başka bir tür sonucudur. Normal hayatta kaynaşmayanın elinde kalan yegane taktik sonu gelmez programlar/törenler düzenlemektir.

Böylece Avrupa’nın değişik yerlerinde fiziksel olarak burada yaşayan ancak kültürel kodlar bakımından ve hatta zihnen geldikleri toplumu tekrar eden sosyolojik gettolar oluşmaya devam ediyor.

Bu İslami gettolar hem coğrafi hem örgütlü İslam olarak da geldikleri toplumun yansımasıdırlar: Avrupa’nın değişik yerlerinde “Yeni Yozgat”, “Yeni Emirdağ” kurulurken aynı biçimde Nurculuk, Nakşilik, İslamcılık gibi dini akımlar da kendini aynen Anadolu’daki söylemine göre örgütledi.

Parti, cemaat ve tarikat fark etmeksizin örneğin Türkiye’nin uzantısı olan gettolar, kendilerini Anadolu tipi olarak yeniden inşa ediyor. Bu inşa sürecinde asla bir Avrupa İslam’ı hedefi yok. Aksine, Anadolu’dan gelen vasat belki bir kasaba müftü yardımcısı düzeyinde Sünniliğin didaktik tekrarını yapan kişiler, Avrupa’daki Müslümanlar için İslam’ı yorumluyor.

Hal böyle olunca önemli bir sorun da entelektüel sefalet. İslamcıların, tarikatların ve cemaatlerin dini yorumunu etkileyen kişilerin çoğunun Avrupa kültürü ve entelektüel hayatı ile ilgisi bile yok. Zaten bu kişilerin amacı takipçilerini bir arada grup disiplini içinde tutmaktan ibaret.

Hatta olumsuz bir yeni dinamik var: Suriye ve Türkiye krizlerinden sonra Avrupa’ya yeni gelen ve çeşitli İslami gruplara mensup din adamları, Avrupa’da kör topal oluşmuş sosyolojiyi de geri götürüyor. Pek çok İslami hareketin kadroları yeni gelenler tarafından dolduruluyor ve bu yeni gelenler pek çok kazanımı yok ediyor.

İkinci temel sorun ise kadın konusu. Avrupa’da Müslümanların kadın konusunda bir Avrupai yeni içtihat geliştirmeleri gerekiyor.

Bugünkü en ılımlı İslami kadın yorumunun Avrupa’da hiçbir şansı yok. “Keşke kadınlar genelkurmay başkanı olsun” gibi Avrupa sosyolojisinin ve hukukun kadınlara verdiği imkanlar karşısında ancak çocukça bulunabilecek yaklaşımlarla bir yere ulaşmak imkanı yok. Aksine böyle yorumları bir batılı kadın hakaret olarak kabul eder.

Ancak burada da pek ümit veren bir görüntü yok: Avrupa’daki İslami hareketlerin kadın konusunda aksine ısrarla Anadolu kasabalarında yahut Kahire gettolarında oluşmuş fıkhı ve toplumsal pratikleri devam ettirdiğini görüyoruz.

Üçüncü nokta ise Avrupa’yı kurtarmak düşüncesinin içkin biçimde bütün İslami hareketleri bir bataklığa saplamasıdır. İslami hareketler Avrupa’yı anlamak, Avrupa’dan öğrenmek ve daha sonra katkıda bulunmak gibi bir söyleme yanaşmıyorlar. En marjinal İslami hareketlerin bile amacı Avrupa’yı kurtarmak.

Bu gülünç kibir, Avrupa İslam’ı olasılığını kökten öldürüyor.

Sığındığı Almanya’da federal bütçe ile kendisine maaş verilen bir Türk, yine parası federal hükümet tarafından karşılanan dil kursunda öğretmenine İslam’ı anlatmaya çalışıyor. Bu tekil bir örnek değil, pek çok Müslüman’ın Avrupa’ya bakışını özetliyor. (Gökhan Bacık, Ahvalnews)

-- Bu bölümde yayınlanan yazılar tamamen yazarın görüşlerini yansıtır ve BAKIS.eu'nun editöryal politikasını yansıtmayabilir.--

Benzer Haberler