İsrail seçimlerinde Trump zaferi

  • Tercüme Makaleler
  • 15 Apr, 2019 - 09:59

Donald Trump'ın takdir edilemeyen davranışlarının başında, bir arkadaşına nasıl yardım edeceğini iyi bilmesi geliyor. Modern demokrasinin nadir yıllarında, yabancı bir liderin yeniden seçilmesi için çok çaba sarf eden bir Amerika Birleşik Devletleri Başkanı ile karşı karşıyayız. Üzücü olan ise ABD tarafından verilen zafer ve yenilgi arasındaki farkı anlamanın halk için zor olması.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, kesinlikle seçim zaferini Trump'a borçlu. İsraillilerin salı günü sandık başına gitmelerine 24 saat kala Trump, İran'ın Devrim Muhafızlarını terörist bir örgüt olarak ilan etti. Daha öncesinde ABD Golan Tepeleri'ni İsrail toprağı olarak gördüğünü açıklamış, İsrail'e destekleyici bir gezi heyeti içerisinde Dışişleri Bakanı'nı dahi göndererek İsrail seçmenine güzel bir şov sunmuştu. Tüm bu gelişmelerin öncesinde yaşanan ABD büyükelçiliğinin Kudüs'e taşınması olayını unutmamak lâzım.

ABD'de, 'politikanın suyun kenarında durduğu'na dair bir söz var. Bu sözü biraz açacak olursak, demokratların, Cumhuriyetçi Başkan'ı ülke sınırları dışındaki eylemleri için eleştirmeyecekleri anlamına geliyor. Barack Obama'nın 2016'daki Brexit referandumundan hemen önce David Cameron'u yüceltme girişimi ya da George HW Bush'un 1991 seçimlerinden önce ABD'nin İsrail'e yardımını kesmesi tehdidi devletler arası kurallara aykırı davranışlardı ve hiçbiri işe yaramadı. Trump'ın liderliğinde başka bir kural kitabı daha yakıldı. Netanyahu seçmenlerine "Bize düşünülemez, neredeyse anlaşılmayacak bir zafer verildi." dedi. Netenyahu, Beyaz Saray'a yönelik şükranlarını üstünü kapalı olarak dile getirmiş olabilir.

Netanyahu örneği tek değil. Trump'ın demokratik dünyayı kendi yönünde çevirmeye çalışma hızı tam olarak anlaşılmıyor. Bir yıl önce, Kanada'daki G7 zirvesinde liderler arasında izole duruma düşürülen Trump yüzüden ABD zirvede G6 artı 1 olarak adlandırıldı.

Tüm bunları bir kenara koyup demokrasinin uluslararası bir organ olduğunu düşünürsek, Putin'in Kırım ilhakına sessiz kalan Trump ve ABD bu organı çoktan yaralamıştı.

Trump'ın uluslararası cemiyetteki yalnızlığı, Almanya Başbakanı Angela Merkel'in oturan Trump'ın masasına sertçe yaslanmış ve masanın diğer liderler tarafından kuşatılmış olduğu bir fotoğraf karesi ile akıllarda kaldı. Medyada, ağustos ayında Biarritz'de yapılacak bir sonraki G7 toplantısını tanımlamak için yeni bir başlık ismi arayışı söz konusu. G7 eksi üç mü?

Bu toplantıda yer alacaklar arasında Merkel, Kanada'da Başbakanı Justin Trudeau, Fransa'dan Emmanuel Macron ve Japonya'nın Shinzo Abe'si var. İngiltere'den Theresa May'in o zamana kadar görevi başında kalması pek mümkün görünmüyor. Muhtemelen, ya Trump müttefiki Boris Johnson ya da İşçi Partisi lideri Jeremy Corbyn'in İngiltere'ye ayrılan sandalyede yerini alacak. Bir zamanlar ahlaki süper gücün lideri olarak nitelendirilen Merkel, topal bir ördek haline geliyor. Trudeau istifalar ve yolsuzluk skandalı ile derinden zayıfladı. Bu yıl Kanada'daki seçimlerde olası yenilgiye hazır olmalı.

Öte yandan Japonya Başbakanı Shinzo Abe, Trump için mini-me karakteri haline dönüşüyor. Şaşırtıcı şekilde Nobel Barış Ödülü için Trump'ı aday göstermişti. İtalya ise, bugünlerde Trump'ın popülist kampında. "Tropiklerin Trump'ı" olarak adlandırılan Jair Bolsonaro Brezilya'da iktidara geldi. Hindistan'da alt kıtanın güçlü temsilcisi Narendra Modi'de Trump'ın güçlü bir hayranı, Hindistan'ın gelecek seçimlerinde yeniden seçilmeye hazır görünüyor.

Trump'ın 2020 seçimlerinde nasıl bir sonuç elde edeceğini görmek isteyenler İsrail'in seçimlerini mutlaka incelemeli. Netanyahu, çok sayıda skandal iddianamenin hedefi olmasına rağmen çok kolay şekilde seçimleri tekrar kazandı.

Tüm bu örneklerin en açık ve keskin portresi Netanyahu İsrail'idir. Robert Mueller'in raporunun gerçekte ne içerdiği bilinmese de bu rapordan bağımsız olarak Trump, çok sayıda cezai soruşturmanın hedefi olmaya devam ediyor. Netanyahu ise şimdi böyle soruşturmalara düşmemek için potansiyel koalisyon ortaklarıyla pazarlık ediyor. İsrail'den ve muhtemelen gelecek yıl ABD seçimlerinden alınacak ders şu olacak. Demokrasinin karanlıkta ölmesi gerekmiyor. Ölmek yerine iyi parlatılmış çanaklar içinde oksijene aç bırakılabilir.

(Financial Times, Edward Luce Çeviri: Criturk)


Bu bölümde yayınlanan yazılar tamamen tercüme makaleler olup görüşleri yazarına aittir ve BAKIS.eu'nun editöryal politikasını yansıtmayabilir.

Yazara ait diğer yazılar (Tümü)