Yargının artık etik bildirgesi var, peki mesele halloldu mu?

  • Sedat Ergin
  • 14 Mar, 2019 - 07:52

‘Türk Yargı Etiği Bildirgesi’ geçen pazartesi günü Adalet Bakanı Abdulhamit Gül tarafından düzenlenen bir toplantıyla kamuoyuna açıklandı. Bildirge, Türkiye’de hâkim ve savcıların tabi olacakları etik kuralları tanımlıyor.

Gül, buradaki konuşmasında  “Bildirgede mesleğin yazılı olan ve olmayan davranış kurallarının bütünlük içinde bir araya getirildiğini”, metnin “en başta bağımsızlığın ve tarafsızlığın önemine vurgu yaptığını” belirtti. Gül, “Yargıya güvenin korunmasında yargı mensubunu bir rol modeli olarak konumluyor” dedi etik bildirge için.

Bakan, açıklamasında yargıdan beklentileri, yargının temel görevini de şöyle anlattı: “Her dava bir insan hayatı, her karar ümit ve korkuyla karışık bir bekleyiş demektir. Bu bekleyişin en kısa sürede adaletle sonuçlanması hepimizin ortak beklentisidir. Mazlumun gözyaşını silmek, haklıya hakkını teslim etmek, vicdanları adaletle teskin etmek biricik vazifemizdirÜstelik mahkeme, kadıya mülk değildir.”

Bütün meselenin özü burada beliriyor: Haklıya hakkını teslim etmek, vicdanları adaletle teskin etmek...

*

Adalet Bakanlığı’nın web sitesinin ana sayfasında ziyaretçilerin hemen karşısına çıkan bildirge, etik ilkeleri tam sekiz ana başlık altında düzenliyor. Bu ana başlıklarda ‘Hâkim ve Savcılar’ın uyacakları taahhüt edilen etik ilkeler şöyle sıralanmış:

1) İnsan onuruna saygılıdır, insan haklarını korur ve herkese eşit davranırlar, 2) Bağımsızdırlar, 3) Tarafsızdırlar, 4) Dürüst ve tutarlıdırlar, 5) Yargıya olan güveni temsil ederler, 6) Mahremiyeti gözetirler, 7) Mesleğe yaraşır şekilde davranırlar, 8) Yetkindir ve mesleklerinde özenli davranırlar.”

Her bir başlığın altında bu ana ilkenin nasıl anlaşılması gerektiği ayrıntılı bir şekilde anlatılıyor, bu çerçevede somut kurallar sıralanıyor. Örnek vermek gerekirse, 7’nci başlık altında “Görevle ilgili olan veya ilgili görülebilecek hediye, bağış, borç ya da iltimas kabul etmemek”, özel hayata gereken dikkat göstermek, “sosyal hayatta bulunulacak ortamları titiz bir şekilde seçmek” gibi kurallar yer alıyor.

Keza ‘tarafsızlığa ilişkin’ 3’üncü başlık altında “Sosyal medyada yapılacak yorum ve paylaşımlarda tarafsızlığı sorgulanabilir hale getirmeyecek şekilde hareket edilmesi” sıralanan sekiz kuraldan yalnızca biri.

*

Bildirge büyük ölçüde Hâkim ve Savcılar Kurulu’nun (HSK) bünyesinde kurulan ‘Yargı Etiği Bürosu’ tarafından koordine edilen ve tam üç yıla yayılan bir çalışmanın sonunda şekillenmiş. Bu süreçte yargı mensupları ve paydaşların da katılımıyla bir dizi toplantı düzenlenmiş, anketler yapılmış, bir çalışma grubu oluşturulmuş, bu alandaki uluslararası metinler dikkate alınmış ve ortaya çıkan fikirler sonunda bir bildirge metni haline getirilmiş.

‘Türk Yargı Etiği Bildirgesi’ HSK’nın geçenlerde bizzat Adalet Bakanı Gül’ün başkanlığında yaptığı bir toplantıda ‘karar’ olarak kabul edilerek resmiyet kazanmış, hâkim ve savcılar açısından bağlayıcılık taşıyan bir mevzuat düzenlemesi haline gelmiş.

Bildirgenin tümü okunduğunda, olması gereken ideal ölçü ve değerleri yansıtan, pek çok insanın büyük ölçüde gönül rahatlığıyla altına imza atacağı bir metnin hazırlandığı söylenebilir.

2019 yılı gibi biraz gecikmeli bir tarihte de olsa Türkiye’de hâkim ve savcıları bağlayan böyle bir etik kurallar metninin uygulamaya konması ilke olarak olumlu bir gelişme kabul edilmelidir.

*

Buraya kadar her şey iyi. Ancak Türkiye’de bugün yargı alanındaki yaygın sorunların, bu alandaki bazı tasarrufların yol açtığı tartışmalar nedeniyle sıkıntılı bir ortamın varlığı da bir gerçek.

Bizzat Adalet Bakanı Gül’ün “Temel hak ve özgürlüklere orantısız müdahaleler, bazı haklı eleştirilere neden olabilmektedir. Yine bu tür müdahaleler, yargısal tasarrufların meşruiyetine ve yargıya olan toplumsal desteğe de zarar verebilmektedir” dediği bir yargı atmosferinde yaşıyoruz. (29 Kasım 2018, Ankara)

Bu ifadeler “yargısal tasarrufların meşruiyeti” ve “yargıya toplumsal destek”başlıklarındaki problemlerin varlığının bizzat Adalet Bakanı tarafından kabullenilmesidir. Burada yargıyla ilgili ve doğrudan etik dosyasının karasularının içine giren bir güven meselesi karşımıza çıkıyor.

Etik alanında yapılan reform ne kadar yerinde olsa da, atılan bu adımlar kaçınılmaz olarak altını çizdiğimiz güven meselesinin yarattığı iklime çarpıyor. Ve tabii bir de bu etik kuralların uygulanması mevzusu var. Bu konu üzerinde durmaya devam edeceğim. (Hürriyet)

Yazara ait diğer yazılar (Tümü)